”ben sadece iyi bir insan olmak istedim.”

Alâmetler Suresi

Yedi kat yerin altından uğultular geliyor.
Çok alâmetler belirdi, vakit tamamdır.
Haram sevaboldu, sevap haramdır.

Ak kurt, kara tahtayı daha bir yol kemir,
çekin ki körükleri
ateşe girdi demir.

Çok alâmetler belirdi, vakit tamamdır.
Duyuldu kim ölüm satılıp kâr edile,
kendi kendilerin reddü inkâr edile,
ve duyuldu kabuğuna tık ettiği civcivin.
Duyuldu uykusundan uyandığı
zincirinden başka kaybedecek şeyi olmayan devin.

Yedi kat yerin altından uğultular geliyor.
Medet yoktur, bakma geri.
Kantarma zapteylemez oldu beygiri.
Çıkmış üzengiden, ayağı yok mu?

Kan sızar, şak olmuş, dudağı yok mu?
Gider, böyle gider, dahi gider
bu âteş yolların durağı yok mu?
Bu yol orda biten yoldur.
“Türabolmak ne müşküldür…”

Çekin ki körükleri
ocağa girdi demir.
Bir ateş külçesi düştü buzların ortasına.
Alâmetler belirdi, kıyamet alâmetleridir.
Haberdir, erişmekte kaynayan su galeyan
noktasına.

Nazım Hikmet

Mozaik – Çok Alametler Belirdi

Stronsium 90

Acayipleşti havalar,
bir güneş, bir yağmur, bir kar.
Atom bombası denemelerinden diyorlar.

Stronsium 90 yağıyormuş
ota, süte, ete,
umuda, hürriyete,
kapısını çaldığımız büyük hasrete.

Kendi kendimizle yarışmadayız, gülüm.
Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz,
ya dünyamıza inecek ölüm.


Nazım Hikmet

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Resul, Rabbiden kendisine indirilene iman etti, müminler de. Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman etti. ”O’nun peygamberlerinden hiçbiri arasında ayrım yapmayız; işittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Bağışlamanı dileriz. Dönüş ancak sanadır.” dediler.

Allah kimseye gücünün yettiğinin dışında teklifte bulunmaz, kazandığı kendi yararına; yaptığı da kendi zararınadır. ” Ey Rabbimiz! Unutur veya hata edersek, bizi sorguya çekme! Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize bir yük yükleme! Ey Rabbimiz! Gücümüzün yetmediği şeyleri de bize taşıtma! Bizi affet, bizi bağışla, bizi esirge! Sen mevlamızsın; küfre sapan, seni tanımayanlara karşı bize yardım et/zafer ihsan eyle. 

(Bakara: 285, 286)