Rüyanın Öte Yakası – Ursula K. Le Guin

Rüyanın Öte yakası, The Lathe of Heaven

Ursula K. Le Guin

1971

Konfüçyüs de sen de birer rüyasınız ve sizin birer rüya olduğunuzu söyleyen ben de bizzat bir rüyayım. Bu bir paradoks. Gelecekte bilge bir adam belki bunu açıklayabilir; o gelecek on binlerce kuşak gelip geçmedikçe gelmeyecek.

Chuang Tzu: II (syf. 7)

Tanrı’ya açılan kapı var olmayıştır.

Chuang Tzu: XXIII (syf. 12)

”Uykuya ihtiyacınız olduğunu biliyorsunuz. Tıpkı yemeğe, suya ve havaya ihtiyacınız olduğu gibi. Peki uykunun tek başına yeterli olmadığını, vücudunuzun rüyalı uyku hakkını da aynı şiddetle talep ettiğini biliyor muydunuz? Sistemli olarak rüyalardan yoksun bırakılması halinde beyniniz size çok tuhaf oyunlar oynamaya başlar. Sizi asabileştirir, sürekli aç hissetmenize yol açar, herhangi bir şeye odaklanmanızı engeller -bilmem bunlar size bir yerden tanıdık geliyor mu? Tek suçlu amfetamin değildi!- size gündüz düşleri gördürür, tepki sürelerinizi istikrarsızlaştırır, unutkanlığa sebep olur, sizi sorumsuz bir insana donüştürür ve paranoyak fantezilere meyilli hale getirir. Üstelik sonunda da ne yaparsanız yapın sizi rüya görmeye zorlar. Bildiğimiz hiçbir ilaç rüya görmemizin önüne geçemez; tabii sizi öldürmediği sürece… adı verilen ölümcül bir duruma yol açabilir; nedeni beynin altında, rüya görme eksikliği yüzünden oluşan doku bozukluğudur. (syf. 16)

Cennetin yardımına mazhar olanlara biz cennetin oğulları deriz. Onlar bunu öğrenmekle bilmezler. Onlar bunu çalışmakla oldurmazlar. Onlar bunu akıl yürüterek akıl etmezler. Anlaşılmayan karşısında anlama gayretinden vazgeçmek yüce bir meziyettir.

Chuang Tzu: II (syf. 35)

Orr sevilmeye duyulan bir ihtiyaç ve yardımcı olmaya yönelik bir arzu sezinliyordu onda; Orr’a kalırsa doktor kendinden başka hiç kimsenin var olduğuna tam olarak inanmıyor, bu yüzden de onalra yardım ederek var olduklarını kanıtlamak istiyordu. ”Tünaydınlar!” diye yeri göğü inletircesine gürlemesnin nedeni, selamına bir yanıt alıp alamayacağından asla emin olmayışıydı. (syf. 38)

Orr belki kendisinin genelde ne yaptığını bilmediğini sandığından, insanların ne yaptıklarını bildiklerine inanma eğilimindeydi. (syf. 39)

Haber’ın beklenti dolu sessizliği onu köşeye sıkıştırıyor, bir an olsun kaytarmasına fırsat vermiyordu. (syf. 39)

Rüya görmenin başlı başına nasıl bir gücü olduğunu hiç kimse rüyasında dahi görmemiştir. (syf. 41)

Sen kendi zihninden korkuyorsun George. Hiçbir insan böyle bir korkuyla yaşayamaz… Tek yapman gereken kendi zihinsel güçlerinden saklanmaktan vazgeçmek, o güçleri bastırmak yerine serbest bırakmak. (syf. 41)

Hiçbir şey sağlam kalmaz, hiçbir şey (bir ukalanın zihniyeti hariç) tastamam ve kesin değildir. Kusursuzluk, Varlığın en derinde yatan gizemli niteliğinin, o kaçınılmaz, marjinal kesinsizliğin inkarıdır sadece.

H. G. Weels, Modern Bir Ütopya (syf. 52)

Bütün katlarda binanın sarmal-rampalı yapısından kaynaklanan tuhaf bir meyil, çarpıklık vardı; … insan dik durduğundan bir türlü tam olarak emin olamıyordu. (syf. 53)

”Uyuyan insanlar çok uzaklarda bir yerdelermiş gibi duruyorlar.” dedi kadın Orr’a bakmaya devam ederek. ”Neredeler acaba?..”

”İşte buradalar,” dedi Haber ve EEG ekranına hafifçe vurdu. ”Burnumuzun dibindeler, yalnız iletişime kapalılar. Uykunun insanlara tekinsiz gelen yanı tam da bu. O mutlak mahremiyet. Uyuyan kişi herkese sırt çevirmiştir. Meslektaşım olan bir yazarın dediği gibi, ‘Bireyin gizeminin en yoğun olduğu zamanlar, uykuda olduğu zamanlardır.’ Ama gizem dediğimiz şey henüz çözmediğimiz bir sorundan ibaret en nihayetinde!.. (syf. 81)

Ölüm dışındaki hiçbir şey insanı rüya görmekten alıkoyamaz, demişti. (syf. 95)

… bir türlü ”Tamam buraya kadar, burada duracağım!” demiyordu. Bir varlık değildi, yalnızca katmanlardan ibaretti. (syf. 98)

”Bilmiyorum. Her şeyin illa da bir amacı olacak diye bir şey yok, sanki evren bir makineymiş de her parçasının faydalı bir işlevi varmış gibi konuşuyorsunuz siz de. Madem öyle, bir galaksinin işlevi nedir? Hayatrımızın bir amacı olup olmadığını bilmiyorum, bunun bir önemi olduğunu da sanmıyorum açıkçası. Asıl önemli olan bütünün içinde bir parça olmamız. Bir kumaşın içindeki iplik ya da kırdaki bir ot sapı gibi. O nasıl öylece varsa biz de öylece varız. Bizim yaptıklarımız, çimenleri yalayıp geçen rüzgarlara benziyor.” (syf. 99)

(bunu yazarken aklıma suy geldi: cok sevilmiş bir insanın herhangi birini sevmesindeki etki daha buyuk olacaktır. Tum sevgileri kendinde eritmiş onu dışa vuruyor gibi dusunebiliriz. boyle bir senaryo)(sevilmeyen sevmeyi bilemez tamam ama sevilmenin niceliksel bir karsılıgı da varmıs gibi onu aktarması)

Eski gerçekliğe ait bu uyduruk sözcük, şimdiki gerçeklikte telaffuz edilince nedense şok edici bir etkiye yol açmıştı. Tıpkı gerçeküstücülük gibi, anlamlı görünmesine rağmen anlamsızdı veya anlamsız görünmesine rağmen anlamlı. (syf. 105)

sağlığın, hayal gücünün, yaratıcılığın pınarıdır bilinçaltı. (syf. 106)

…eşya namına bir şeyi yoktu ve ne bekar hayatının pisliği ve pasaklılığı, ne de bekar hayatının jilet gibi düzeni hakimdi eve. (syf. 109)

hayat akıl ermez bir karambol, diye geçirdi içinden Heather. Bir adım sonra başına neler geleceği asla kestiremezsin.

Rüyalı uykuya dalmak için yatıyor olmak lazım ki vücuttaki büyük kaslar gevşeyebilsin.

!!! Söylediği şeyler ne kadar korkunç olursa olsun sesinde asla kırgınlıktan küskünlükten eser olmuyordu. Alınıp gucenmeyen, nefret etmeyen insanlar var mı sahiden? diye merak etmekten kendini alamadı Heather. Evrene asla çıkışmayan, terslemeyen insanlar var mı sahiden? Kötülüğü tanıyan, ona direnen, ama asla onun etkisi altında kalmayan?

Tabii ki var. Pek çok insan var böyle, hgem yaşayanlar, hem ölüler içinde. Saf merhametle dua çarklarının başına dönmüş olanlar; izlenecek yolu, onu izlediklerini bilmeksizin izleyenler; Alabama’daki ortakçının karısı, Tibet’teki lama, Peru’daki böcekbilimci, Odessa’daki fabrika işçisi, Londra’daki manav, Nijerya’daki keçi çobanı, Avusturalya’da bir yerlerde kuru bir dere yatağının yanı başında bir çubuğusivriltmekle meşgul yaşlı mı yaşlı adam. Onlarla tanışmamış tek bir kişi bile yok aramışda. Yeterince var böylelerinden, yolumuza devam etmemizi sağlayacak kadar çoklar. Belki de. (syf. 120)

Olayların gidişatına müdahale edip onları düzeltmenin mümkün olduğunu sanıyor. (syf. 121)

Anneme gelince o sanırım babamın siyah oluşunu, babamın kendisinden daha çok seviyordu. (syf. 125)

Tek yaptığım hayatta kalmayı başarmak oldu. (syf. 126)

… belki de evrimin duruma el koymasının yeni bir yoludur rüyaların. (syf. 127)

Onun gibi, dünyada her şeyin bir sebebi olduğuna, insanın bir parçası olduğu bütünün var olduğuna ve onun parçası olmakla insanın da bütünlendiğine inanan biri ne olursa olsun asla Tanrı rolüne soyunmaya heves etmez. Yalnız kendi varlıklarını yadsımış olanların oynamaya can attığı bir oyundur Tanrıcılık. (syf. 130)

Büyük özyıkım, temelsiz korkulardan doğar. (syf. 145)

Rüyalarında bayram edenler yasa uyanır. (syf. 150)

Artık kafasının içinde çalkalanan öyle çok farklı anı, zihninde birbirine karışıp dolanan öyle çok yaşam deneyimi vardı ki, bir şeyleri hatırlamaya dahi çabalamaz olmuştu. Kendini hayatın akışına bırakmıştı. Neredeyse küçük bir çocuk gibi, yalnızca günün getirdikleriyle yaşıyordu. Hiçbir şey onu şaşırtmıyor, her şey onu şaşırtıyordu. (syf. 150)

”Hayat; evrim; uzay ve zamandan, madde madde ve enerjiden olma bütün evren; varoluşun kendisi özü itibariyle değişim demek zaten.”

”Değişim bu madalyonun bir yüzü,” dedi Orr. ” diğer yüzü ise durgunluk.” (syf. 165)

Hayatın kendisi, kaybedeceğini bile bile, her şeye rağmen girilen büyük bir kumar zaten! Kendini güvende tutarak yaşamaya çalışamazsın, güvenli hayat diye bir şey yok çünkü. (syf. 165)

Dertlerin dökülmüş kumaşını dikip onaran uyku. (syf. 208)

…Ama orada dikilmiyor aslında, diye düşündü Orr; kendisinin dikilip duracağı, oturacağı, yatacağı ya da var olacağı şekildedikilmiyordu en azından. Onun dikilişinde bir başkalık vardı. Kendisinin ancak bir rüyada dikilip kalacağı şekilde duruyordu orada. Rüyadaki bir insanın bir yerlere oluşu gibiydi orada oluşu. (syf. 209)