
Cehennem Çiçeği
Alper Canıgüz
2013
Bilirsiniz, insanlar doğar, ölür ve sonra büyür. (syf. 5)
[avdet etmek: bir yere gittikten sonra, ayrılınan yere geri gelmek, dönmek.]
Amcamın bu eve neredeyse bilerek kötü davrandığı gibi bir düşünce belirdi kafamda. Belki de bu hayatını reddetmek, baika türlüsünün mümkün olduğuna, hala mümkün olabileceğine dair bir umudu korumasını sağlıyordu. Kim bilir? (syf. 9)
Kitap: Pardayanlar/Michel Zevako (syf. 9)
”Her geldiğinde bir yüzlük verirdi,” dedim.
”Cömert adammış.”
”Ya da büyük bir vicdan azabı vardı.” (syf. 13)
…empati hiçbir büyük liderin önde gelen niteliklerinden biri sayılmaz. (syf. 16)
Otoritenin kendileri dışında birileriyle uğraşmasından haz duyuyordu sanırım. Ezilenlerin pedagojisine giriş. (syf. 26)
Belki garip gelecek ama bu yanıtı hiç yadırgamadım. Bizim mahallede yaşasaydınız siz de ‘şakalaşmanın’ mizahtan ziyade vahşete yakın bir kavram olduğunu bilirdiniz. (syf. 32)
Hele ki Pamuk Nine için, zina yaptığının bilinmesindense katil zannedilmek bin kat evladır.” (syf. 45)
Mutsuzluklarını kanıksamışlardı ve daha büyük bir şeyin peşinde koşmak akıllarından bile geçmiyordu. (syf. 48)
Annemle babmın hayat gailesi dışında hiçbir ortak noktası bulunmadığını anladığımda üç yaşlarında falandım herhalde. (syf. 51)
…o noktada pek çok sosyopat gibi ben de, madem kendime bir hayrım dokunmuyor bari dünyayı kurtarayım diye düşünerek ümitlerin kapısında aldım soluğu. (syf. 57)
Neticede hayat tecrübem, gerçeklerin çoğunlukla faydadan çok zarar getirdiğini açıkça gösteriyordu. (syf. 68)
…ilk aşkın beceriksiz ama muhakkak ki içten ve saf halini görebilirdi. (syf. 69)
Bu yüz, benim yüzüm. Bu gözler, benim gözlerim. Ellerim, beni ellerim… Hep kendim kalacağımı idrak ediyorum o zaman. Tanrım, bu nasıl bir lanet? (syf. 70)
Bir çocuğa, anne babasını ağlarken görmekten daha fazla koyan pek az şey vardır bu dünyada. (syf. 75)
”…aşk var mıdır yok mudur, boş mudur dolu mudur, ne kokar, ne boktur?”
Gülmesi biraz dinince, ”Tanrı gibi düşün,” dede babam, ki böyle bir yanıtı hiç beklemiyordum. ”İnanıyorsan var olup olmaması çok önemli değildir. Ayrıca en büyük inkarcının da, en inançlının da içinde bir nebze kuşku vardır. Ve elbette ki, aşk da Tanrı da ölümsüzdür.” (syf. 76)
Tabii ben çocuk düşünmüyordum, o ayrı. Dünyayı küçük replikalarımla dolduracağımı hayal etmek bile korkunçtu. (syf. 80)
…saçlarımın arasında 666 işareti var mı yok mu görmek için yapıyordu. (syf. 84)
Suratında, bizim mahallenin bakkalı Yakup’unkine benzer sağlıksız bir gülümseme vardı. (syf. 92)
Paris mahallesi’ndeki arbede esnasında can havliyle sıraladığım dualara karşılık veren Tanrı değil, her zamanki gibi Şeytan olmuştu. (syf. 104)
…ama başka birşey söylemeden arkamı dönüp masaya yöneldim yeniden. İstedim ki bir bendeki vakara, bir de domalmış üç kuruşluk çakısını arayan şu koca götlüye bakıp yaptığı hatayı anlasın. Ne diyeyim, benim gibisi düşman başına. (syf. 112)
Acaba biraz daha matematik öğrenme bahanesiyle sürekli ertelediğim intihar planımı devreye sokmanın zamanı gelmiş olabilir miydi? (syf. 122)
…Ancak bir süre sonra hayret içinde annemin sövüp saydığı kişinin filmin ‘iyi adamı’ olduğunu fark ettim. (syf. 126)
…Bizimle mi yoksa kendi kendine mi konuşuyor, ayırt etmek güçtü. (syf. 127)
…libidinaş enerjimi dünyayı daha çekilmez bir yer haline getirmek için kullanmak varken aşk meşk gibi boş meselelere tüketmek istemiyordum. (syf. 143)
Fahriye Teyze’nin gaddarlığının, neticede vahşi bir erkek egemen kültürün bir sonucu olmasında şaşılacak bir şey yoktu benim için. ”Herkesin delirmek için bir nedeni vardır,” dedim. ”Bu onu haklı çıkarmaz…” (syf. 151)
Yanağına bir öpücük kondurdum.”tamam.” Ardından bu tip durumlarda genellikle yaptığım gibi kaçarcasına uzaklaştım oradan. Bir an önce, bir kızı öptükten sonra nasıl davranmak gerektiğine dair daha iyi bir fikir geliştirmem gerekiyordu. (syf. 160)
”Hayatı anlıyorum,” dedim. ”Sadece kabullenemiyorum.” (syf. 163)
Bir yerlerde bir şiirin kendi kendini yazmaya başladığına yemin edebilirdim,… (syf. 163)
Müzik: Saint-Saens’dan İskeletlerin Dansı.
…biliyorum tabii, her şeyi benim iyiliğim için yapıyor. (syf. 169)
”Herkes kendi çocuğuna işkence etmekte serbestti; başkasınınkine değil.” (syf. 184)
İbadet halindeyken dahi her tarafından kibir fışkırmaktaydı. (syf. 206)
Netice itibariyle insanın gerçekten kötü birine dönüştüğü anın, artık kötü birine dönüştüğünü kabullendiği an olduğu kanaatine vardım. (syf. 212)
”Hakikat, bebeğim, ölümü aydınlatırken hayatı gölgeler.” (syf. 218)
Devinimin olduğu yerde ışık, ışığın olduğu yerde kaçınılmaz biçimde gölge vardır. Hayat ışıkla mümkünse de hayatın anlamı gölgelerde saklı durur. Zamanın ölü doğmuş çocuklarını görürsünüz karaltıların içinde. Sözcükler, suskunluklar, şarkılar, ağıtlar, yeminler, ihanetler, kahkahalar, gözyaşları, sevinçler, hayal kırıklıkları ve yüzler… En çok da yüzler. Neden söz ettiğimi biliyorsunuz. Bütün aşklar küllenir, bütün babalar ölür, bütün hikaye biter. Birinin, yıkıntıların nöbetini tutması gerekir; işte o yüzden, biri hariç, bütün çocuklar büyür.
Gölgesini kaybeden insan, gölgenin kendisine dönüşür.
– SON –