
Tatlı Rüyalar, Psiko-Absürt Romantik Komedi
Alper Canıgüz
2000
Zeki Müren’in Zeki Müren rolünde olduğu filmlerde canlandırdığı karakterlerin gerçek Zeki Müren’le ilgisi ne kadarsa, bu kitapta sözü edilen kişi ve olayların gerçekle ilgisi o kadardır. 🙂
”…Ben ilişkilerime karşımdakine tam bir güven duyarak başlamayı tercih ederim. Karşımdaki güvenilmez biri olduğunu gösterene kadar da böyle devam ederim. Her seferinde hayal kırıklığına uğramışsam da ahlaken bunun böyle olması gerektiğine inanıyorum.” (syf. 13)
Ne kadar güvenilir biri olduğunuzu size soru sorarak anlayamam. (syf. 18)
Yirmibeş yıllık öğretim üyesi Profesör Olcayto Fişek sınıfa girdiğinde, mesleğe ilk başladığı günkü inançlarının hiç değişmediğini fark etti: Öğrencilerin hepsi geri zekalıydı. 🙂 (syf. 21)
”Bilinçaltısal hayaletler,” dedi Shakespeare’den bir tirat okuyormuşçasına. ”Ya da rüyalar!” Bu metaforun etkisini pekiştirmek için bir süre sustu. (syf. 21)
”Bütün gece arkadaşlarla king oynamıştık. Yattığımda gözümün önünde iskambil kağıtları uçuşuyordu… Sonunda dalmıştım. Rüyamda kendimi sinek altılı olarak gördüm. Sinir bozucu, sarı ışıklı, sigara dumanlarıyla kaplı bir odada uçuyordum. Yorulunca gidip avizenin kenarına tünedim. O sırada karo papazının bana doğru yaklaştığını fark ettim. Uçarak tabii ki… Gelip yanıma kondu. Ben gülümseyip kendisini ne de olsa büyüğümdür diye saygıyla selamladım. Ama o acımasızca beni dövmeye başladı. Kan ter içinde uyandığımda karo papazının sözleri kulaklarımda çınlıyordu: ‘Ne biçim adamsın lan sen? Ne koz oynarsın ne el almaz!” (syf. 22)
”Şöyle: Benim uykuya daldığım noktada o uyanıyor ve hayatını yaşamaya başlıyor. O uyuyunca da ben uyanıyorum. Durmadan birbirimize dönüşüyoruz.” (syf. 31)
…’Beliki de insan korktuğu için kaçmıyor, kaçtığı için kokuyor’ diyen William James değil miydi?” (syf. 38)
Müdür sinirli çünkü hiçbir matematik teorisi iyi bir seksin yerini tutamaz. 🙂 (syf. 42)
Birini tanımanın en iyi yolu onunla oyun oynamaktır. (syf. 43)
”Dahası da var, dahası da var,” dedi bilim adamı kendisinin de bir modelin tepesinde faaliyette olduğunu düşündüren bir sesle. ”Bakın şimdi ne olacak!” Erkek bıldırcın kafesin içinde gezinirken kutu ağır ağır kalktı. Modeli gören kuş derhal o yana gitti. Tam işine başlayacağı anda dişi kafesinin kapısı da açıldı ve dişi bıldırcın büyük kafese dalıverdi. N var ki erkek kuş kısa bir tereddütten sonra onunla ilgilenmeksizin modelin tepesine tünedi. ”İşte! İşte görüyorsunuz dişi kuş, erkeğini baştan çıkarmak için kırıta kırıta geziniyor… Ama heyhat! Bizimki aldırmıyor bile çünkü artık o bir fetişisttir…” (syf. 46)
”…Evet, bir insanı anlamak ve ona gerçekten de yardımcı olmak çok zor bir şey. Çoğu insanın kafası çelişkilerle, ruhu komplekslerle dolu ve ne istediğini bilmiyor. Ama yine de, onun söylediklerini anlamaya çalışmak, söylemedikleri hakkında fikir yürütmekten daha doğru geliyor bana. Samimiyet, en azından onun kendisini yalnız hissetmemesini sağlayacaktır. Ve hepimizin tek derdi bu Profesör, bu dünyada yalnızız; çok yalnızız.”
Profesör bir süre suskun kaldı. ”Hepimiz elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz,” dedi sonunda. ”İnsanın tüm varoluşsal dertlerine deva olacak bir çözüm bulmak imkansız.” (syf. 72)
Halil İbrahim ince, uzun boylu ve sürekli olarak büyük haksızlığa uğramışlık duygusu taşıyan bir gençti. (syf. 93)
”Beni bütün erkekler üç taşaklıdır diye kandırdığını ne çabuk unuttun. Hani ağlaya ağlaya Hoca Efendi’ye gitmiştim ‘bir taşağım eksik’ diye. Cümle aleme rezil etmiştin beni. Yediğim falaka da cabası.” (syf. 99)
”Ayrıca şunu bil ki, inanan bir insanın yapabilecekleri sınır tanımaz.” (syf. 102)
”Freud’a göre rüyaların en önemli işlevleri arzularımızı tatmin etmektir, değil mi?”
”Bu doğru.”
”Benim rüyam da bir arzumu tatmin etmeye yönelik.”
”Kaybettiğiniz misketlere kavuşma arzunuzu mu?”
”Hayır. Bu rüya benim rüya görme arzumu tatmin ediyor.” (syf. 113)
”Her ikisi de,” diye açıkladı Hamit. ”Hayattan nefret etmek için yeterince sebebim var. Elbette bir başkası bunun aksine hayatın çok güzel ve yaşamaya değer olduğuna inanabilir. Bu noktada kimseye bir şey söylemeye hakkım olmaz çünkü iki farklı inanış ve iki farklı ahlaki çerçeve söz konusudur. Ancak aynı insan her fırsatını bulduğunda o hayatın gerçeklerinden uzaklaşmaya çalışıyorsa işte o zaman ikiyüzlülük yapmaya başlıyor demektir.”
”Belki de adam hayattan kaçtığı o anları yaşamaya değer buluyordu,” dedi Hector birasından koca bir yudum aldıktan sonra. (syf. 126)
”Benim de Tanrı’ya inancım var ama onun birkaç kutu bira içtim diye beni cehennemde cayır cayır yakmak isteyeceğini pek sanmıyorum.” (syf.127)
…hiçbir şey konuşmadan sadece çaylarını içip Boğaz’ı seyretmeye daldılar. Biriyle böyle uzun uzun karşılıklı sessizce oturup bundan da bir rahatsızlık duymamak dostluğun bir göstergesi olsa gerek diye düşündü Profesör bir ara. Şevket onun aklından geçenleri okumuşçasına gülümsedi. ”Sadece huzur içinde var olabilmek ne kadar güç, değil mi Profesör?”
-SON-